reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
reklam

DEMİREL: ‘ KORUYAMIYORSANIZ İSTİFA EDİN”

Yayınlanma Tarihi : Google News
DEMİREL: ‘ KORUYAMIYORSANIZ İSTİFA EDİN”
reklam

Eğitim-İş, Manisa’nın Turgutlu İlçesi’nde meydana gelen ve 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırı olayının ardından eylem, yürüyüş ve kitlesel basın açıklaması düzenledi.

Atatürk Anıtı’nda bir araya gelen eğitim emekçileri, Gazi Caddesi üzerinden Saat Kulesi’ne kadar yürüyüş yaptı.

Saat Kulesi Meydanı’nda kitlesel basın açıklaması yapılırken, siyah kıyafetlerle dikkat çeken eğitimciler, “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” talebini yükseltti.

Eğitim-İş üyelerinin üç gün boyunca yakalarına kokart takacağı ve okullarda siyah kıyafet giyileceği belirtildi.

“Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” için alanlara çıkan Eğitim-İş Çorum Şubesi’ne; Yeni Parti İl Başkanı Av. Dinçer Solmaz, Yeni Parti Belediye Meclis Üyesi Aslan Kaya, Birleşik Emekliler Sendikası Şube Başkanı Sefa Batak, Atatürkçü Düşünce Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri, Yeni Parti ve Birleşik Emekliler Sendikası Yönetim Kurulu Üyeleri, bazı sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ile sendika üyeleri destek verdi.

“ÖNLÜK DEĞİL, ÇELİK YELEK DAĞITIN”
“Önlük değil, çelik yelek dağıtın” şeklinde bazı sloganların atıldığı yürüyüş ve basın açıklaması sırasında öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenli, sağlıklı ve insanca koşullarda eğitim görmesi için; okullardaki ihmallerin son bulması, gerekli önlemlerin alınması ve eğitim ortamlarının güvenli hale getirilmesi çağrısı yinelendi.

Saat Kulesi Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasında konuşan Eğitim-İş Şube Başkanı Tuba Demirel, “Biz çocuklarımızın ne şiddetin mağduru ne de şiddetin faili olmasını istiyoruz. Bunun yolu, çocukları yalnızca sorun ortaya çıktığında hatırlayan değil, hayatlarının her aşamasında gören güçlü bir kamu sisteminden geçmektedir” dedi.

“BİRİNCİ DERECE RİSKLİ OKUL İÇİN
NEDEN TEDBİR ALINMADI?”

Tuba Demirel, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrencimiz yaralandı. Evlerinden eğitim görmek için çıkan çocuklarımız, daha okul sıralarına ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldı.

Yaşananları daha da vahim hale getiren ise bu okulun güvenlik açısından 1. derece riskli okul olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Okulların çocuklarımız açısından “riskli alanlar” olarak sınıflandırılmak zorunda kalması başlı başına ciddi bir sorundur. Ancak madem bu okul 1. derece riskli olarak tespit edilmişti, bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması İçişleri Bakanlığının ciddi bir zafiyetidir.

“CİDDİYETSİZLİK VE SORUMSUZLUK”

Üstelik bu olay, geçmişinde hiçbir uyarı bulunmayan bir tablonun sonucu değildir. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından önümüzde iki aylık yaz tatili vardı. Bu süre, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim-öğretim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılabilirdi.
Buna rağmen okullar açıldıktan bir hafta sonra 7 bakanlık kameraların karşısına geçerek güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı ve bir protokol imzaladı. Bu açıklamaların üzerinden 15 saat geçtikten sonra 11 öğrencimizin yaralandığı silahlı bir saldırının yaşanması tam bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluktur.

7 bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır? Artık ne yazık ki eğitimin bir parçası haline getirilen şiddetten başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıklar ve siyasi iktidar topyekûn sorumludur.

“ÇOCUKLAR OKULDAN KOPARKEN NEREDEYDİNİZ?”

Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun eğitim süreci de ciddi sorular doğuruyor. Açık liseye geçerek örgün eğitimden kopan bu çocuk yeniden okula kayıt yaptırıyor; ancak bir hafta boyunca okula gelmiyor. Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çocuklar okuldan koparken neredeydiniz?

Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyor, okulda kendisini değerli ve ait hissetmiyor, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir.
Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir. Mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili hâline geldiğidir.

Mesele, bir çocuğun eline silah geçene kadar devletin hangi mekanizmalarının devrede olduğudur. Eğitimden uzaklaşan çocuğu kimin takip ettiği, sosyal ve psikolojik açıdan risk altındaysa ona kimin ulaştığı, ailesi desteğe ihtiyaç duyuyorsa hangi kurumun o kapıyı çaldığıdır. Şiddet riski ortaya çıktığında okulun, ailenin, sosyal hizmetlerin, sağlık sisteminin ve güvenlik birimlerinin birbirinden haberdar olup olmadığıdır.

Ve bütün bunların sonunda mesele, bir çocuğun bir ateşli silaha nasıl ulaşabildiğidir.
İşte biz buna çocuk güvenliği diyoruz.
Protokolün altına imza atan bütün Bakanlıklara soruyoruz:
Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?

“GÜÇLÜ BİR KORUMA SİSTEMİ GEREKLİ”

Millî Eğitim Bakanlığına soruyoruz:
Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok? Devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklar için neden etkili mekanizmalar işletilmiyor?
Eğitimden uzaklaşan çocuğu yeniden kazanmak da kamunun sorumluluğudur.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sesleniyoruz: Risk altındaki çocuklarımızı olay yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sistemi gereklidir. Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocuklar takip edilmelidir. Okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında gerçek anlamda çalışan bir erken uyarı mekanizması kurulmalıdır.

“7 BAKANLIK HESAP VERMELİ”

İçişleri Bakanlığına da açıkça soruyoruz: Türkiye’de bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Ancak mesele yalnızca bireysel silahlanma değildir. Temel soru şudur: Bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte önleyici mekanizmalar neden sonuç vermedi?

Protokol imzalamak sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmez. Protokol ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır. Altına kaç bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir. 7 imza attınız; şimdi 7 bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin.
Bu olayda 11 çocuğumuz yaralandı. Onların ve ailelerinin yaşadığı korkunun, travmanın ve acının takipçisi olmak hepimizin görevidir.

Biz çocuklarımızın ne şiddetin mağduru ne de şiddetin faili olmasını istiyoruz. Bunun yolu, çocukları yalnızca sorun ortaya çıktığında hatırlayan değil, hayatlarının her aşamasında gören güçlü bir kamu sisteminden geçmektedir. Bu nedenle okul güvenliğini yalnızca polisiye tedbirlerle açıklayan anlayışı doğru bulmuyoruz.

“EĞİTİM GELECEK VADETMELİDİR”

Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli; çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanlarıyla güçlü bir mekanizma kurulmalı; okul ve derslik yapılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ikili eğitim sonlandırılmalı; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalı; zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programları yaygınlaştırılmalı; öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikalar uygulanmalı ve eğitim gelecek vadetmelidir.
Güvenli okul yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir. Çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği; öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu; zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği; yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur.
Kısacası çözüm, çocuğu yalnızca öğrenci olarak değil, bir bütün olarak gören kamusal politikalardadır.
Protokole imza atan bakanlıklara çağrımız açıktır: Sorumluluğu birbirinizin üzerine bırakmayın, müfettiş görevlendirmekle yetinmeyin.
Çocuklarımız yaşamını kaybettikten sonra müdahale eden değil, yaralanmadan ve ölmeden önce riski gören; çocuk eğitimden uzaklaştığında dosyasını kapatan değil kapısını çalan; aile sorun yaşadığında yalnız bırakan değil destekleyen; şiddet riski ortaya çıktığında kurumların birlikte harekete geçtiği bir kamu düzeni istiyoruz.

“EN BÜYÜK ERDEM SORUMLULUKTUR,
KORUYAMIYORSANIZ İSTİFA EDİN”

Manisa’da yaralanan 11 evladımıza bir kez daha acil şifalar diliyor; ailelerinin, arkadaşlarının ve öğretmenlerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.
Eğitim-İş olarak eğitimde şiddetin normalleştirilmesine ve okullarımızın şiddetin, korkunun ve suçun adresi hâline getirilmesine karşı ülkenin dört bir yanında alanlardayız.

Çocuklarımızın güvenle eğitim gördüğü, eğitim emekçilerinin can güvenliği kaygısı taşımadan görev yaptığı okullar istiyoruz. Bunun için “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” talebimizi yükseltiyor, okullarımızda siyah giyiniyor, üç gün boyunca yakalarımıza kokartlarımızı takıyoruz. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin güvenliği sağlanana kadar bu meseleyi gündemde tutmaya, sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmaya devam edeceğiz.
Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır.

Sorularımızın cevabını, eksikliklerin giderilmesini ve çocuklarımızı gerçekten koruyacak politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz.
Ve bunun takipçisi olacağız.
En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumlularına “istifa” diyoruz!”

reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.