
Umut Haber Yazarı Rıza AYDIN kaleme aldı.. Okuyunuz..
‘ÇELEBİ’ SÖZCÜĞÜ’NÜN OLUŞUMU ÜZERİNE.
Kavramlar insanlık kültüründe, coğrafyadan coğrafyaya, kültürden kültüre dolaşarak zaman içinde vücut bulup, yeni anlamlar kazanırlar.
Sözcüklerin kökenin araştırıldığı disipline – bilime “Etimoloji” deniyor.
Mesela Alevilerin önderleri olan, Hacı Bektaş’ın soyundan gelen aileye Çelebiler denir. Çalap, Çelebi aynı kökenden gelir; Yunus Emre de, bir deyişinde: “Benim adım dertli dolap / Suyum akar Çalap Çalap” der.
Peki, nerden gelip, nasıl oluşmuştur bu Çelebi sözü, Çelebi kavramı?
Çelebi kavramının, Çelebi sözünün oluşumunu Prof. Hilmi Ziya Ülken şöyle anlatıyor:
“Haç kelimesinin kökü Ermenicedir. İsa’nın asıldığı belirli şekilde tahta anlamına gelmek üzere ‘asılmak’ fiilinden Arapça Salib denir. Fakat bu kelime şekil değiştirerek ‘calipa’ şeklinde Allah anlamını almış. Nitekim Allaha mahsup (Allaklık) insan, derviş anlamında ‘çelebi’ kelimesi doğmuştur. Alevilerin başkanlarına çelebi denildiği gibi, Mevlevi’lerde de bu kelime benimsenmiştir.”
Hilmi Ziya Ülken. “Anadolu’da Örf Ve Adetlerde Eski Kültürlerin İzleri”.
Hilmi Ziya Ülken’in bu tebliği, 1970 yılında Strasbourg Üniversitesi Türkoloji Kongresinde okunmuş. Bu tebliğin tümü, Nejat Birdoğan’ın, “Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı”, kitabının sonunda var, alıntı için bakınız, sayfa, 630-661
Burada da görüldüğü gibi, kavramlar zaman içinde, hem dilden dile, hem de kültürden kültüre geçerken değişiyor.
Şimdi burada Alevilerin önderlerine ya da şöyle söyleyeyim Hacı Bektaş soyundan gelen insanlara “Çelebi” deniyor, bu sözcüğün kökeni Ermenice, İsa’yı anlatan bir sözden türetilmiş diye Alevilere Hristiyan denile bilinir mi?
Ya da Aleviler niye bu kavramı almışlar diye sorgulanabilir mi?
Soru cevaptan önemlidir, bu soruyu düşünmenizi isteyerek buradan bunun gibi başka bir konuya geçmek istiyorum.
Dinler, kültürler hatta bilim, kendi, kendine, Evrenin nasıl var olduğu sorusunu sorup, bu soruya cevap vererek başlar.
Tevrat, ilk cümle olarak: “Dünyanın yaratılışı” diye başlar; kendince dünyanın, dünya üzerindeki mahlûkun yaratılışını anlatır.
Bilim dünyanın yaratılışını: “Big Bang” teorisi ile açıklar.
Bilim ya da dini inanışlar dünyanın oluşumu hakkında ki temel görüşü ile birbirlerinden ayrılırlar.
Aleviliği ne olarak alırsanız alın, ister din deyin, ister kültür deyin, ister bir yaşam biçimi deyin ne derseniz deyin bu kevni mekânın, Gubbül Âlemin oluşumu ile ilgili bir görüşünün olması gerekir; Aleviliği anlatanların, Alevilik dersi vermeye kalkışanların, bu soruya bir cevabının olması gerekir. Bu evren, Alevilerin terminoloji ile söylersek bu kevni mekân nasıl var oldu?
Daha çok Devriye deyişlerinde anlatılan, Alevilerin varoluş öyküsü, varoluş inancı öz olarak şöyledir.
“Daha Allah ile cihan yoğuken”, “Yer yok iken gök yok iken ta ezelden var olan”, Kudred Kandilinde balkıyan bir Işık (bir nur) vardı. Biz Kudred Kandilinde balkıyan bu ışığa “Hak” diyorduk. Cihan var olmadan evvel biz bu Hak ile birlikteydik diyorlar.
Hacı Bektaş Çelebilerinden Şiri, devriyesine şöyle başlıyor:
“Cihan var olmadan ketm-i ademden.
Hak ile birlikte yektaş idim ben” diyor.
Şiriye nazire yaparcasına Harabi ise devriyesine şöyle başlıyor:
“Daha Allah ile cihan yoğ iken
Biz onu var edip ilan eyledik” diyor.
Alevi edebiyatının temelini attığına inanılan Yunus Emre, birçok deyişinde bu konuya değiniyor; mesela şöyle diyor:
Âdem yaratılmadan can kalıba düşmeden
Şeytan lanet olmadan arş idi seyran bana
*
Bu cihana gelmeden mâ’şuk ile bir idim
Kul huvallah sıfatlı bir nişanı nûr idim.
Yer gök yaratılmadan kaalu bela denmeden
Levh kalem çalınmadan mi’raçta kadir idim.
Niçe kez geldim gittim delim suret yarattım
Bu şimdiki surette Yunus olup dûr idim” (sayfa 214, Gölpınarlı İş Bankası yayını)
Ne gök var idi ne yir ne zeber vardı ne zir
Komşu idik cümlemiz nur dağın yaylar iken” diyor.
Kudred Kandilinde parlayan Hak dedikleri ışıkla birlikte iken bu cihana devredip geldik geri göçtük diyorlar; Haktan geldik geri Hakka döneceğiz ya da Hakka yürüdü sözü buradan kaynaklanıyor. Alevilerin kendi kendilerine, “Işık –Işıkçı “Siraç” demelerinin nedeni de bu anlayışlarına dayanıyor.
Alevi âşıkların Hak dedikleri Kudred Kandilinde parlayan (balkıyan) bu Işık, uzaktan tek bir nokta, tek bir Işık gibi görülüyormuş ancak bu ışığın yakınına varınca, Hak dedikleri bu ışığın bir yanının ağ (beyaz) bir yanının da yeşil bir Işık olduğu anlaşılmış.
Alevi âşıkların bazen Gaffur dediği bazen de Hak dedikleri bu ışığın ağ olan kısmına “Ali’nin nuru”, yeşil kısmına da “Muhammed’in nuru”, yani Ali ile Muhammed’in nuru demişler; böylece “Hak Muhammed Ali” kavramı, inancı böyle oluşmuş; bunun için Hatayi: Hak Muhammed Ali üçü bir nurdur/ Birini alma sen üçü de birdir diyor.
Aleviler, ceme başlarken, Kudred Kandilinde balkıyan bu ışığı, oradan alıp, Cem’deki kandilde uyarırlar; bunu Hatayi bir deyişinde, “Bir kandilden bir kandile atıldım” diye anlatır. Çünkü inanç gereği Kudred Kandilinde balkıyan o nur, o Işık o kandilden gelip, Cem’deki kandilde uyanır. Bunun için yani Kudred Kandilindeki Işık – Nur bir olduğu için Cem’de uyarılan çerağın da bir olması gerekir; üç çerağ uyarılması bilgisizlikten kaynaklanır.
Şimdi Avrupa’da türeyen, yeni yetişen bir nesil ya da bir kesim can, Kudred Kandilinde balkıyan ışığın ağ yanına niye “Ali” adı verilmiş diye bunu sorgulamaya kalkışıyorlar.
Değerli Dostlar, değerli canlar, kendimize gelelim, bu Aleviliğin asırlar için de sürüp gelen, tarihi içinde olmuş, bunun üzerine âşıklar ciltler dolduracak şiirler (deyişler) yazmışlar; bunu ne değiştire biliriz, ne de ortadan kaldırıp yok sayabiliriz. Bu inanç kurulurken böyle kurulmuş, bunu bozmadan aslına uygun bir şekilde anlayıp, bütün Alevi âşıkların yarattığı deyişleri bu anlayış içinde anlayıp, anlatmamız gerekiyor.
Alevi âşıkların daha çok DEVRİYE DEYİŞLERİNDE anlattıkları bu inancın en olgun hali, asıl adı “Derviş Muhammed” olup, “Yemini” mahlası ile deyişler yazan aşığımızın 1519’da Farsçadan, Türkçeye aktarıp, “Fazilet-name” adını verdiği kitapta var.
Yemini 1519 yılında Farsça düz yazı olarak var olan “Şeyh Rukneddin’in” kitabını şiir şekline çevirerek şerh ettiğini söylüyor.
Ben, Yemini’den önce yaşayan Nesimi, Kaygusuz ABDAL, Yunus Emre gibi âşıkların da Şeyh Rukneddin’in kitabını okumuş olduklarını tahmin ediyorum; Alevi âşıklarında ki, var olan ideolojik birliğin nedeninin Şeyh Rukneddin’in bu kitabı olduğunu düşünüyorum.
Yemini Kitabının sonlarında şeyh Rukneddin’den “İmam Rukneddin” diye söz ediyor (bakınız sayfa 519. Şah Hüseyin Şahin yayını)
Sözlerimi şöyle bağlamak istiyorum. Tarih içinde oluşan kavramların niye böyle oluştuğunu, niye böyle adlandırıldığını elbette tartışıp, anlamaya çalışalım ama bunu böyle kabul etmek zorunda olduğumuzu görelim.
Aşk ile
Rıza Aydın
1 Mart 2021
Not:
Burada izah ettiğim teori Alevi edebiyatını açıklayan bir anahtar gibidir
Mesela Sabahat Akkirazın söylediği, sözleri Virani’ye ait olan deyiş şöyle diyor:
Kudred Kandilinde balkıyıp duran
Muhammed Ali’nin nurudur vallah
Genci ise şöyle demiş:
Kandilde nûr iken sevmişim seni
Güzel pirim sultan pirim şah pirim
Nesimi:
Mende sığar iki Cihan men bu cihana sığmazam diyor
Kul Himmet: Yedi iklim dört köşede Ali’yi gördüm Ali’yi diyor
Alevi âşıklar özellikle de devriye deyişleri bu inancı anlatıyor anlamak isteyene tabi; Kudred Kandili kitabımın temel konusu bu konu.





