
Ezilen, her açıdan sömürülen kölenin, kendini ezenlerin cezalandırılmasını hayal edip, bunu yapacak bir güce özlem duyması kadar normal ne olabilir? …
Kölenin, yaşadığı vicdansız toplumda, kendini ezenlerin her türlü haksızlığını görüp, bu zalimleri cezalandırarak onun içini soğutacak yani ezilen kölenin ruhunu rahatlatacak bir gücün olmasına özlem duyması normal değil mi?
Bu ruhsal ihtiyaç neler yaratmaz onu düşünün.
Haksızlıkları görüp, onu yapanları er ya da geç mutlaka cezalandıracak bir gücün olduğu inancı bu ihtiyaçtan doğmuş; dinleri var eden sosyal ortam budur.
Ezilen, horlanan, bu ezilmesinin içinde yarattığı sıkıntıyı giderecek bir kahraman arayışı Alevi için hala sürüyor. İşte Alevilerin manevi dünyasında bu ruhsal ihtiyacı karşılayacak olan, manevi kahraman Şahı Merdan Ali olmuş.
“Şah” sözcüğü Farsçada en büyük demek, Merdan sözü ise yiğit anlamına geliyor; buna göre yiğitlerin en büyüğü olan Şahı Merdan Ali, dertlerimize derman, yaralarımıza merhem olacak. Bu vicdanı gerekliliği anlamadan, yaratılan efsaneyi anlayamazsınız.
Örneğin:
Son derece inançlı bir dede kızı olan ebemin oğlu yoktu. Bu toplumda oğlu olmayan, kimsesiz, garip bir kadın ezilir, kıymeti bilinmez, horlanır, itilip kalkılır. Ben biraz büyüyünce, alışkanlık gereği de olsa ebeme haksızlık edenlerin karşısına çıkıp, cezasını vermeye kalkışacak olursam, ebem bana “sen dur, ben onu Şahı Merdan Aliye havale ettim, o bunun cezasını er yada geç verir, sen karışma” derdi; ebem Şahı Merdan’ın ona haksızlık edeni cezalandıracağına yürekten inandığı için, içini rahatlatırdı.
“Din vicdansız toplumun vicdanı, ruhsuz bir dünyanın ruhudur” sözü bence bunları anlatıyor; anlayana.
Aşk ile





