reklam
reklam
DOLAR46,5149% 0.01
EURO53,0201% 0.01
STERLIN61,4967% 0.02
FRANG57,4826% -0.01
ALTIN6.143,25% 0,00
BITCOIN62.616,00-2.583
reklam

Sosyalist Hareket İçindeki Bölünmelerin Kısa Bir Özeti

Yayınlanma Tarihi : Google News
Sosyalist Hareket İçindeki Bölünmelerin Kısa Bir Özeti
reklam

TİP İÇİNDE BAŞLAYAN SOL İÇİ BÖLÜNMELERİN KISA ANLATIMI.

Sosyalist hareket içindeki bölünmelerin, kısa bir özetini TİP’den başlayarak şöyle yapabiliriz.

13 Şubat 1961 de bugün birinci TİP diye anılan İşçi Partisi kurulur.

Dönem SSCB ile ABD arasında soğuk savaşın yaşandığı bir dönemdir. Küba devrimi olmuştur, bu Vietnam’dan yükselen devrimci bir dalga ile birleşince, devrim coşkusu önüne geçilemeyecek bir şekilde bütün dünyada gelişmeye başlar. Dünyada yükselen devrimci dalga ile devrimin coşkusu gün geçtikçe bütün Dünyada yayılmaktadır. Bu bütün dünyada solun gelişip serpilmesine yol açar. 68 gençlik hareketlerinin nedeni işte bu devrimci dalgadır.

 

Nazım hikmet işte tam bu dönemde, 1961 yazı ortalarında Fidel’in, Che’nin Küba’sına gider, gördüklerinden müthiş etkilenmiştir, duygularını dostu Ressam Abidin Dino’ya o meşhur şiirinde şöyle anlatır:

“Sen mutluluğun resmini yapa bilir misin Abidin.

İşin kolayına kaçmadan ama

Al yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil

Nede ak örtüde elmaların

Nede akvaryumda dolaşan kırmızı balığınkini

Sen mutluluğun resmini yapabilir misini

1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmin

Çok şükür, çok şükür bu günüde gördüm

Ölsem gam yemem gayrının resmini yapa bilir misin üstat” der.

 

Devrim rüzgârı, Devrimin yarattığı sol dalga kartopu gibi büyüye büyü bütün dünyayı sarmaktadır. Bu dalga Fransa’ya, 1968 gençlik hareketleri olarak yansır; oradan da bize geçer. Burada da Türkiye İşçi Partisi güçlenmektedir, seçimlerde yüzde üçün ( % 3 ün) üzerinde bir oy alarak parlamentoya girer. Parlamentodaki TİP milletvekillerinin her konuşması olay yaratır, toplumu sarsar. TİP’in gençlik hareketi konumundaki gençlerin mücadelesi yükselmeye başlar, FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) kurulur. Alevilerden TİP’e bir meylediş, bir kayış başlamıştır. Egemen güçler TİP’in bu ilerleyişini durdurmak ya da bunun önüne geçmek için harekete geçerler.

 

TİP’in gelişmesini durdurmak için yapılan çalışmalardan, üçünün etkisi, bu günlere kadar sürmüştür, bunlardan kısaca bahsetmeden geçersek, konuyu eksik anlatmış oluruz. TİP zayıflatan, bir anlamda TİP den bu günlere miras kalmış olan, bu üç olgudan söz etmeliyiz, bunlar kısaca şöyle sıralana bilinir:

 

Birincisi şu, yılların devletin kurucu partisi olan CHP’nin, kendisinin ortanın solunda olduğunu ilan etmesi, yâda kendini öyle tanımlaması.

 

İki, Alevilerin TİP kaymasını önlemek için bir Alevi partisinin, -yani Birlik Partisinin- kurulması.

 

Üçüncüsü de, sosyalizme kayıp, devletin, yani Kemalizm’in etkisinden uzaklaşan TİP deki kitlerin, özelikle de militan gençliğin, tekrar orduya, yani Kemalizm’e yaklaşması için icat edilen Milli Demokratik Devrim (MDD) tezinin ortaya çıkmasıdır.

 

Devleti kuran, ülkenin en köklü, enKemalist partisi olan bildiğiz CHP’nin, kendisini ortanın solundayım deyip, kendini solcu ilan ederek, Sosyal Demokrat olduğunu söylemesinin asıl toplumsal baskısı TİP yükselişidir; bunu anlatmaya gerek yok sanırım. Buna ihtiraz edip, tartışma ihtiyacı duyacak olan sanırım olmaz, ama diğer ikisini tartışıp biraz irdelememiz gerekir galiba.

 

1970 yılında, Necmettin Erbakan’ın kurduğu Milli Nizam Partisinden 4 yıl önce, 17 Ekim 1966’da bir Alevi partisi olarak (Türkiye) “Birlik Partisinin” kurulmasının, yeşerdiği iklimi anlamak için yukarıdaki atmosferi iyice anlamak gerekir. Bu ortamı Kelime Ata’nın (Türkiye) Birlik Partisi adlı kitabı çok güzel anlatıyor. Bence devrimci mücadele içinde olan herkes bu kitabı incelemelidir. Partinin ambleminde, ortasında İmam Ali’yi temsilen bir aslan, etrafındaki 12 yıldızla da 12 imamlar temsili olarakanlatılmaktadır.

 

Bu ortam, Alevilere saldırıların yoğunlaştığı, Alevilerin Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinde kendilerini tam olarak ifade edemeyip, bu partilerin sorunlarıyla ilgilenmediği gördüğü bir dönemdir, bu ortamda aynı zamanda TİP’nin Alevi kitlesi içinde taban bulmaya başladığı bir dönemdir. Türkiye Birlik Partisi kurulduktan sonra TİP oylarında yarı yarıya bir düşüş olmuştur, apaçık ki bu oylar Birlik Partisine kaymıştır. TBP (Türkiye Birlik Partisinin) kuruluşu sırasında Alevi toplumunun dini önderleri, Alevi kitlesinin komünizme kaymasını önlemek için bunu yaptıklarını, en yetkili ağızlardan söylemişlerdir[1]. Partinin kurucu genel başkanı olan Hasan TahsinBerkman, Genel Kurmay Lojistik Daire Başkanlığında, Genel Kurmay İstihbaratında, Milli Emniyet (Bugünkü MİT) bünyesinde önemli görevler yapmış, ayrıca NATO Kuvvetler Başkanlığında çalışmış, tuğgeneral rütbesindeyken emekli olmuş ilginç bir kişiliktir.

 

Bu süreçte gözden kaçırılan ilginç bir gelişmede şu: 1967’de “Ehlibeyit Dergisi” adıyla bir dergi yayımlanıyor. Dergiyi Doğan KILIÇ ile Fermani ALTUN çıkarıyor. Doğan Kılıç esrarengiz bir portre, daha sonra yurt dışına gidip, gözlerden kayboluyor.

 

Şimdi gel gelelim anlatılması sıkıntı yaratacak olan asıl konuya, yani M.D.D’ye.

Türkiye İşçi Partisi (T.İ.P.) Türk-İş’ten ayrılıp, sonradan DİSK’i de kuracak olan işçi önderlerince kurulur. Bu anlamda tabandan kurulan tek partidir desek abartmış olmayız[2]. TİP kuran işçi önderleri kendilerine ağzı laf yapan aydın birinin önder olmasını isterler. Sonunda üzerinde düşündükleri aydınlardan Mehmet Ali Aybar ismi üzerine birleşirler. Ama Mehmet Ali Aybar ile bir ilişkileri yoktur, evini bile bilmemektedirler ama Aybar’ın Bebekte oturduğunu bilirler sadece. Sonunda Aybar’ı bulmak için Bebek karakoluna gelir durumu anlatırlar. Bebek karakolundan önlerine düşen bir bekçinin yardımıyla Mehmet Ali Aybar’ın evine gelip kendilerine başkan olmasını önerirler: Aybar’da bu teklifi kabul eder.

 

TİP programı, ülkeye Sosyalizmi getirmeyi hedeflediğini, buna işçi sınıfının önderliğinde bir sınıf savaşı sonucu ulaşılacağını belirtiyordu. Bu devrimci mücadelede işçi sınıfının öncü olduğunu, ülke içindeki burjuvaziye karşı sınıf mücadelesi verilerek bunun sonucu kapitalizmin yıkılıp yerine sosyalizmin getirileceğini Partinin programının 53. maddesinde açık acık yazmışlardı.[3] Bu partinin (TİP’in) sistemden kopuşunun açık bir işaretiydi.

 

Kemalistlerce, kendi güçlerinin dışına çıkma eğilimi gösteren TİP’i tekrar düzen içi güçlerle birleştirmek için, YÖN Dergisi[4] etrafında kümelenmiş Kemalist hareketçe bir teori oluşturuldu; bunun adı Milli Demokratik Devrim (kısaca MDD) stratejisiydi. Bu teori devrimci güçler denilen, ordudaki millici subaylar başta olmak üzere, asker –sivil Kemalist güçlerle “MilliCephe” de birleşip ülkeyi ikinci bir kurtuluş savaşıyla kurtarmayı hedefliyordu.

 

Çetin Yetkin “Soldaki Bölünmeler” adlı kitabında bu teoriyi şöyle nitelendiriyor: “Konuya daha fazla girmeden önemli bir gerçeği belirtmek gerekir. Gerçekte, “milli demokratik devrim” “şiarı” T.İ.P’nin kurulması ile birlikte ona karşı ortaya atılmış ve 14 Kasım 1962 günü YÖN’de Mehmet Doğan imzası ile yayınlanan bir okuyucu mektubunda ilk kez anlamını bulmuştu.”[5]

 

YÖN Dergisi Doğan Avcuoğlu öncülüğünde, kendini Kemalist aydınlar olarak gören bir gurup tarafından çıkarılıyordu. Yöncüler önümüzdeki devrimci görevin, içerde burjuvaziye karşı mücadele edip Kapitalizmi yıkarak yerine sosyalizmi getirme mücadelesi olmadığını, bu mücadelenin, Türk vatanını sevenler ile vatan satıcıları arasındaki mücadeledir…” “bu mücadele bir avuç asalak dışında Tüm Türk ulusunun mücadelesidir… Ulusal bir mücadeledir”[6] diyorlardı. Bu ulusal mücadelenin de, hem ordu içindeki hem de ordu dışındaki Kemalist kadrolarla “Ulusal Cephede” birleşerek yapılacağını söylüyorlardı. İlhan Selçuk, Cumhuriyet Gazetesindeki köşe yazılarında, Mili Demokratik Devrimcileri desteklemek için şöyle yazılar yazıyordu: “Devrimci sol eylemi, Türk ordusunu öcü gibi göstererek engellemeye çalışmak hem Atatürk ordusuna iftira, hem de devrimciliğe yakışmayacak bir pısırıklıktır. Ordu, ne faşist bir yönetim aracı, ne Yunanistan’daki gibi Amerikan uşağı olabilir. ‘Ordu Temizdir. …”[7] diyordu.  Uğur Mumcu ise aynı konuda: “… yolu açacak olanlar ise, bugünkü siyasal partiler değil, asker-sivil aydınlardan oluşan milliyetçi devrimcilerdir. Milliyetçi devrimciler ise, burjuvazinin sol yanı olarak nitelenen bir çevreden çıkan asker-sivil aydınlar toplumudur”[8]diyordu.

 

Fazla bir zaman geçmeden bu teori partiyi etkiler, TİP, İçerisinden Milli Demokratik Devrim tezini savunan bir gurup oluşur.  Bu gurubun başını, Partinin fili üyesi olmamasına rağmen Mihri Belli çekmektedir. T.İ.P. içindeki bu gruplaşmada dönemim tanınmış simalarından, Mahir Çayan, Münir Ramazan Aktolga, Yusuf Küpeli,Şahin Alpay, Doğu Perinçek; İbrahim Kaypakkaya gibi birçok şahsiyet vardır. Parti içinde MDD’ciler diye tanınan bu gurup, Parti içinde epeyce mücadele verdikten sora, -1 Kasım 1968’deAydınlık Sosyalist Dergi (A.S.D) adıyla bir dergi çıkarırlar.[9] Burada sorunlu bir nokta olan, kendilerine “Eski Tüfekler” denilen Mihri Belli ile Dr Hikmet Kıvılcımlı’nın durumunu özel olarak belirtmemiz gerekiyor. TİP, eski tüfekler denilen Mihri Belli, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Şaban Ormanlar gibi tanınmış eski tüfeklerin partiye alınmasını istemiyor. Bunların almış oldukların eski mahkumiyetlerinden dolayı partiye üye olmalarında hukuki olarak da sakınca görülüyor ya da bu bahane ediliyor ama bu, eski tüfeklerin parti içine etki etmesine engel olmuyor. Eski tüfekler denilen bu kişiler partinin fiili üyeleri olmasalar da parti içinde eski tüfeklerin taraftarları etkili oluyorlar. Bundan dolayı, TİP içinde baş gösteren MDD ayrılığını başınıçeken ya da manevi önderi olarak Mihri Belli biliniyor. TİP’den ayrılan MDD’ciler Aydınlık Sosyalist Dergiyi (ASD) çıkardıklarında, bu oluşumun içinde Mihri Belli de bulunuyor.

 

Süreç içerisinde M.D.D’ciler arasında da bölünmeler başlar. Aydınlık Sosyalist Dergiden önce Doğu Perinceğin önderliğindeki gurup ayrılarak, Proleter DevrimciAydınlık (P.D.A)[10] adıyla bir dergi çıkarır,bunlardan bir yıl sonradaMahir Çayanın başını çektiği gurup ayrılır. Mahir Çayan önderliğindeki bu gurubun Mihri Belli ile özdeş hale gelen ASD den ayrılması Aydınlık Sosyalist DergiyeAçık Mektup adıyla 1971 yılında Kurtuluş yayınlarınca çıkarılan bir broşürle duyurulur.[11] Böylece TİP’den MDD savunusuyla ayrılan gurup, kendi içinde de ayrışarak temelde üç guruba bölünür, daha sonra bu guruplarda içlerinde bölünmeler yaşar.

 

Bu yazı, merkezine MDD tezini koyup bunu inceleyen bir yazı değil, bunun için konuyu fazla uzatmak istemiyorum ama merkezine bunu alan yazılar yazıp, Türkiye’deki Sol gelişmeye her yönüyle zarar veren, her şeyiyle yanlış bulduğum, solda hayırlıhiçbir çığır açmamış olan bu MDD teziyle hesaplaşılmalıdır.Benim Mahir Çayan’cı düşünceden ayrılmamaneden olan asıl konu da bu konudaki düşünce ayrılığım oldu; bu yüzden bu yazı aynı zamanda da özeleştirimdir. Ancak burada konuyu fazla uzatmadan, bu sene Kızıl Dere katliamının yıl dönümünde Mahir Çayan’ın Şiilerini yayınlarken yazdığım yazımın bir bölümü buraya alarak yetineceğim. Şöyle demiştim o zaman:

 

“Sosyalist devrimi savunan TİP içinde, MDD ( Milli Demokratik Devrim) tartışmasını önce Doğan AVCUOĞLU başlatır. Bunu kısaca anlatılırsak şöyle diye biliriz, MDD’ciler önümüzdeki devrim sosyalist devrim değildir, Milli Demokratik Devrimdir, buda millici güçlerle ittifak içerisinde yapılır, bu dönemde sosyalist devrimi savunmak millici güçleri böleceğinden devrim sürecine zarar verir, bu yüzden de sosyalist devrimi savunmak yanlıştır derler. Sonradan, Dev – Genç adını alacak olan FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) TİP içinde başlayan bu ayrışmada MDD tezini destekleyenlerin hâkimiyetine girer. FKF. 1969 da toplanan, dördüncü Kurultayında Sosyalist Devrimi savunanları F.K.F. den atma kararı alarak sosyalist devrimi savunanları F.K.F. den atarlar. Bunun için Oral Çalışlar, Sadun ARAN öldüğünde, Sadun hocayı FKF den atıkları için hata yaptıklarını yazarak üzüntülerini belirtmişti. Mahir ÇAYAN’ın “Toplu Yazılalçşr” adıyla yayınlanan kitabından, küçük bir pasajı buraya alırsak bu konun tesadüfü, kişisel bir hatadan kaynaklanmadığını görürüz.

 

Mahir ÇAYAN, Zonguldak’ta ki bir toplantıda Sadun AREN ile karşılaşmalarını “Aren Oportünizminin Niteliği” adlı yazısında şöyle anlatıyor.  “Sadun Aren’in gerçekleri tahrif edip, söylenmemiş sözleri söylenmiş gibi anlattığını, YALAN söylediğini ve yarı sömürge – yarı feodal bir ülkede, bir ileri aşamanın devrimini, yani sosyalist devrimi savunmanın, sosyalizme ihanet ve milli cepheyi böldüğü için Amerikan emperyalizmine hizmetten başka bir şey olmadığını, nedenlerini açık bir biçimde ortaya koyduk, diğer ülkelerin devrimlerinden örnekler verip, kısaca izah ettik.

 

Odaya girdiğimizde hayretlerini gizlemeyerek ve burada ne aradığımızı sorarak bu karşılaşmadan müthiş sıkılmış görünen (emperyalizme hizmetten dolayı F.K.F.’den atılmasını önerenlerden olduğumuz için) Aren’i bu, köşeye sıkışmış durumdan Senato’daki sosyalizmin (!) sesi olan Bayan Fatma Hikmet İşmen kurtardı.”[12](Toplu Yazılar. Say. 12-13. Devrimci Yol yayınları.)

 

“Sosyalist Devrimi savunuyor” diye, TİP’den kopup, Millici Güçler denilen kesimlere yönelmenin bir adı olan MDD yöneliminin, sosyalist saflara gelen insanları yeniden burjuva güçlere yönelttiğini, yani düzen içi güçlerin yanına çektiği için toptan yanlış bir eğilim olarak görüyorum. MDD adıyla bilinen bu yönelim devrimciler açısından olumlu şeylere vesile olmamıştır. Mahir Çayan ile Deniz Gezmiş bu yanlış gidişatta düzgün çark olmaya çalışmışlarsa da sonuç hazindir. Mahir ÇayanSağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori” adlı yazısında, “Küçük burjuvazinin en bilinçli kesimini oluşturan “Kemalistlerin” Amerikan Emperyalizmine karşı kıyasıya bir mücadele vermenin hazırlığı içinde bulunduğu bilinen bir gerçektir.”[13] diyor. Ancak bu beklentilerinin hiç birisi hiçbir zaman gerçekleşmiyor.

 

Böylece kapitalizmi yıkıp, yerine sosyalizmi kurmak için, işçi sınıfının önderliğinde bir sınıf mücadelesi önererek, sistem güçlerinin dışına çıkan T.İ.P. de birleşen sol dalga, MDD sayesinde önce param parça oluyor, sonrada düzen güçleriyle birlikte olmayı hedefleyen bir noktaya çekiliyor. Genel olarak Sol, özel olarak ta sosyalistler Kemalizm’le yakınlaşıyor.  Bunlar, M.D. D. stratejisinin en büyük başarısıdır. Bu mantıkla hesaplaşılamadığından dolayı günümüzdeki bazı sol guruplar, örneğin TKP, İşçi partisi, “Türk Solu Dergisi” vb gibi bazı guruplar, bugün koyu bir milliyetçilik bataklığına yuvarlanmış “Yurtsever cephe” adında dergiler çıkararak “Sosyal Yurtseverlik[14] yapmaktalar. Bunlar iyice bilinmelidir.

 

Bu bölünmeleri kısaca böyle anlattıktan sonra, sol – Sosyalist gurupların Kürt sorununa bakışına gelirsek, bunu kısaca şöyle özetleye biliriz.

 

Marksizm’i savunan sosyalist hareketlerin tümü, Türkiye’de Kürt halkının yaşadığını, Kürt Ulusununda dünyadaki bütün uluslargibi her türlü hakka sahip olduğunu savunurlar; yani Kürt ulusunun, Kürt halkının varlığını kabul etme konusunda sosyalist guruplar içerisinde hiçbir ayrılık yoktur. TİP’nin kapatılmasının nedeni Kürt sorunu konusundaki görüşleridir.

 

Kürt sorununa bakışta ayrılık surdan çıkar, Sosyalist hareketler, Sosyalist hareketin bütün önderleri Kürt ulusunun varlığını kabul ederler, ayrılık şuradan çıkar. Sosyalist literatürde bir ülkede, emekçi halkın (işçi sınıfının), Ulus temelinde ayrı örgütlenmesi isteğine Rusya’da, RSDİP (Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi) içinde bu isteği ilk kez ileri süren BUND denilen Yahudi örgütünün yüzünden Bundculuk denirdi. Bund’culuğa karşı olan Türkiye sosyalist hareketinin liderleri, devrim mücadelesinde, Kürt halkı ile Türk halkının, Kürt işçi sınıfı ile Türk işçi sınıfını hiçbir ayrım gözetilmeden, bütün Türkiye sınırları içinde aynı partide, yada başka bir söylemle aynı örgüt içinde BİRLİKTE ÖRGÜTLENMELERİ gerektiğini savunuyorlardı. Bu konuda ayrılık şuradan çıkar, bir gurup devrimci arkadaş, “biz Kürt ulusunu, Kürt halkını, Kürt işçi sınıfını ayrı örgütleyeceğiz” diye Kürt halkı ile Türk halkının ayrı ayrı partilerde örgütlenmesi gerektiğini savunmasıyla baş gösterir. Bunun üzerine “Devrimci Doğu Kültür Dernekleri (DDKO) kurulur. Bu konu o zamanlar,ayrı örgütlenme mi birlikte örgütlenme mi diye konuşulurdu.

 

Kürt ulusunun emekçileri ile Türk ulusunun emekçilerini ayrı ayrı örgütlerde örgütlenmesini savunanlar, savundukları teorinin BUND’culuktan farklı olduğunu göstermek için, önceleri sadece Kürdistan’da ayrı örgütler kuracaklarını, işçi sınıfını Kürtlük – Türklük temelinde bölmeyi düşünmediklerini söylerlerdi ama sonra bütün yurt sathında Kürt sosyalistleri ile Türk sosyalistlerinin ayrı ayrı yapılarda – partilerde örgütlenmesini savunur oldular. Şuan fili durum budur. Bence eğer HDP Türkiyelileşecekse, bu teoriden, yanı ayrı örgütleneme teorisinden geriye dönülmelidir; bunun için bir Rönesans gereklidir. Teoriye çalma takılmaz.

 

Yani Kürt sorununa bakışta ayrılık, ayrı örgütlenmeyi mi savunuyorsun, birlikte örgütlenmeyi mi savunuyorsun düşüncesi üzerinden olmuştur. Öz olarak ayrılıklarımızın temeli buradan çıkardı. Konunun bu şekilde özetlenmesini isterim.

Aşk ile.

 

Rıza Aydın

 

 

[1]    Hacı Bektaş Postişini Feyzullah Ulusoy, bu patiye girişini şöyle açıklamıştır “Alevilere barı komünist denilmesin diye BP’ye girdim” diye açıklamıştır. Bakınız Kelime Ata, kendi yayını (Türkiye) Birlik Partisi, 2007 Ankara, sayfa. 79.

[2] T.İ. P Genel başkan olduktan sonra Aybarda bunu şöyle dile getirmiştir: “T.İ.P. İlk defa aydınların yardımı olmadan aşağıdan yukarı kurulmuş bir partidir. Biz bu filizi geliştirme durumundayız. …” Bakınız Çetin Yetkin Soldaki Bölünmeler, Toplum Yayınları 1970 İstanbul, sayfa 172,  Ergun Aydınoğlu’da Türk Solu adlı kitabında bu kanıyı paylaşarak Dr. H. Kıvılcımlının’da bu kanıyı paylaştığını yazar.

[3] Bakınız Çetin Yetkin Soldaki Bölünmeler. Sayfa. 168. ikinci baskı.

[4] “Ergun Aydınoğlu Türk Solu adlı kitabında şöyle diyor: “TİP’in bir gurup sendikacı tarafından kuruluşu, YÖN’ün çıkışından on ay önce gerçekleşmiştir.” Sayfa 43. Türkiye’deki sol dünyada çok etkili olan YÖN Dergisi, 20 Aralık 1961 tarihinde yayın hayatına başlar. YÖN Dergisinin, başyazarlığını Doğan Avcıoğlu yapıyordu daha çok onunla beraber anılır. Yön Dergisi 30 Haziran 1967 de yayın hayatına son verir. Bundan sonra Türk Solu dergisi çıkar MDDyi o savunur.  Bakınız, Ergun Aydınoğlu, “Türk Solu”,  İnönü Alpat , “Türk Solu Sözlüğü.”

[5] Bakınız Çetin Yetkin Soldaki bölünmeler, Sayfa 106–207.

[6] Bakınız Çetin Yetkin Soldaki Bölünmeler Sayfa: 112–113

[7] Bakınız  Çetin Yetkin Soldaki Bölünmeler sayfa 153.  Geçtiğimiz yıl 68’liler Vakfı, Muzaffer İlhan ERDOST’u Adana’ya konferansa davet etmişti. Muzaffer abiyi çok severim. Konferans sonrası bir soruya cevap verirken “Biz ulusal ordumuza söz söyletmeyiz” dedi, salonda buz gibi bir hava esti, üzerimizden 12 Eylül geçmişti. Anılar acılar daha tazeydi.

[8]  Bakınız Çetin Yetkin Soldaki Bölünmeler sayfa 178.

[9] ASD adıyla anılan Aydınlık Sosyalist Dergi. 1 Kasım 1968’de yayın hayatına başlayan, Münür Ramazan Aktolga’nın sahibi olduğu dergi,  M.D.D çizgisinin teorik yayın organıydı, Dergide, Mihri Belli, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Doğu Perincek, Şahin Albay, Mahir Çayan, Vahap Erdoğdu gibi tanınmış şahsiyetler yazılar yazıyordu.

[10]P.D.A. Proleter Devrimci Aydınlık dergisi Ocak 1970 yılında yayına başladı.  Doğu Perincek, Şahin Alpay, Halil Berktay derginin yayıncılarıydı. Daha sonra bu guruptan, 1972 yılının Şubat ayında İbrahim Kaypakkaya ayrılarak TİKKO –TKP/ML hareketini kurdu.  İbrahim Kaypakkaya Ocak 1973’te yakalanıyor, 18 Mayıs 1973’de işkencede öldürülüyor, öldürüldüğünde İbrahim Kaypakkaya, 24 yaşındaydı. İbrahim Kaypakkaya 1949 doğumlu.

[11] Mahir Çayan’ın toplu yazılarında bu yazıyı Ertuğrul Kürkçü, Yusuf Küpeli, Münür Aktolga ve Mahir Çayan’ın yazdığı belirtiliyor.  ASD’ye (Aydınlık Sosyalist Dergiye) Açık mektup Ocak 1971’de yayımlanıyor.

[12] Toplu Yazılar. Say. 12-13. Devrimci Yol yayınları.

 

[13] Mahir Çayan, Toplu Yazılar, Bir Gün kitap yayıncılık,  2000 Ankara, sayfa 88.

[14] Sosyal Yurtseverlik tabiri yâda olgusu için Lenin’in “Sosyalizm ve Savaş” broşürü ile “Yenilgicilikve Enternasyonaliz” adlı kitapları okunmalıdır. Marksistlerin bu konudaki tutumunun ne olduğu buralarda açık seçik anlatılıyor.

reklam

YORUM YAP